İran, ABD’nin yeniden saldırması ihtimaline karşı daha geniş bir karşılık hazırlıyor. Tahran, ekonomik baskı ve diplomatik belirsizlik sürerken müzakere kanalını açık tutuyor.
İran, ABD’nin yeniden geniş çaplı askerî saldırı düzenlemesi ihtimaline karşı daha kapsamlı ve daha sert bir İran Misillemesi hazırlığı yapıyor. İranlı üç üst düzey yetkili ile karar alma sürecine yakın bir kişi, komutanların olası hedeflerin kapsamını ve karşılığın zamanlamasını gözden geçirdiğini aktardı. Tahran aynı anda diplomatik kanalı açık tutuyor, ancak yönetim içindeki değerlendirmeler bir anlaşmaya varılma ihtimalinin düşük olduğu yönünde.
Planlamanın merkezinde, yeni bir ABD harekâtının önceki saldırılara verilen karşılıktan daha güçlü biçimde yanıtlanması düşüncesi bulunuyor. Komutanlar yalnızca ABD bağlantılı varlıkları değil, Washington’ın askerî operasyonlarını destekleyen ülkeleri ve Orta Doğu dışındaki olası noktaları da seçenekler arasında değerlendiriyor. Henüz kesinleşmiş bir karar yok; hazırlıkların yoğunlaşması, tarafların uzlaşmaya yaklaşamadığı bir döneme denk geliyor.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın geçen hafta New York’tan dönmesinin ardından üst düzey yetkililer, Washington’ın yeni bir saldırı düzenlemesi hâlinde verilecek karşılığın ölçeği üzerinde çalıştı. Tahran, ABD Başkanı Donald Trump’ın daha sınırlı nükleer tesis saldırıları ile daha geniş bir harekât arasında seçim yapabileceğini hesaplıyor. Uluslararası Kriz Grubu analisti Hamidreza Azizi’ye göre İran yönetimi, sembolik bir saldırıya sembolik karşılık vermek yerine caydırıcılığı yeniden kurmak için gerilimi artırmaya kararlı görünüyor.
İran’ın Lübnan, Yemen ve Irak’taki müttefik gruplarına da yeni bir ABD saldırısı durumunda destek vermeye hazır olmaları talimatı iletildiği bildirildi. Yetkililerin aktardığı çerçeve, Hürmüz Boğazı’ndan bölgedeki ve Orta Doğu dışındaki ABD çıkarlarına uzanan eşgüdümlü bir karşılık ihtimaline işaret ediyor. Bu ifade, İran’ın tek bir hedefe yönelik cevap yerine daha geniş bir coğrafyayı kapsayan baskı kurmayı planlayabileceği anlamına geliyor.
Washington merkezli Institute for the Study of War, İranlı yetkililerin Orta Doğu dışındaki ABD hedeflerine yönelik tehditlerinin, ABD’nin yeniden askerî harekâta başlamasını engellemeye dönük olabileceği değerlendirmesini yaptı. Enstitü, tehditlerin Trump’ın kasım ayındaki ara seçimlerden sonra İran’a karşı operasyonları yeniden başlatabileceği uyarısının ardından geldiğini belirtti. Bu değerlendirme, açıklamaların yalnızca operasyonel hazırlık değil, aynı zamanda kamuoyu önünde yürütülen bir caydırıcılık hamlesi olduğunu gösteriyor.
Aynı analizde, İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan üst düzey bir hava-uzay yetkilisinin uzun menzilli balistik füzelerle hareketli hedefleri vurma kapasitesine ilişkin sözlerinin İngilizce yayıldığı kaydedildi. Bu açıklamanın, İran’ın askerî kabiliyetine dair mesajı dış kamuoyuna ulaştırma ve olası ABD saldırısının maliyetini yükseltme amacı taşıyabileceği belirtildi. Ancak mevcut planlar bakımından son kararın verildiğine ilişkin bir işaret bulunmuyor.
Gerilim, İran ile ABD arasındaki çatışmanın yaklaşık yedi ayı geride bıraktığı bir dönemde yükseliyor. Savaş, 28 Şubat’taki ABD-İsrail saldırılarıyla başladı; 8 Nisan’da ilan edilen ateşkes 40 günlük yoğun savaşı sona erdirdi, fakat sonrasında çatışmalar aralıklı biçimde sürdü. Washington’ın askerî seçenekleri gündemde tutması, Tahran’ın da olası yeni saldırıya daha ağır bir yanıt verme hazırlığını hızlandırıyor.
İran yönetimi daha geniş bir savaş ihtimalini hesaplarken müzakere kanalını tamamen kapatmış değil. Tahran, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında Katar arabuluculuğuyla Washington’a bir öneri iletti. Öneri kabul edilirse Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve bölge genelindeki çatışmaların yedi gün içinde durması hedefleniyor.
İranlı yetkililerin açıklamasına göre plan, çatışmaların sona erdirilmesini, ABD’nin İran limanlarına uyguladığı ablukayı kaldırmasını, dondurulmuş en az 12 milyar dolarlık İran varlığının serbest bırakılmasını ve petrol yaptırımlarından muafiyet sağlanmasını istiyor. Trump cumartesi günü öneriyi reddettiğini söyledi. İran devlet medyası ise ABD’nin yanıtının salı günü Katar üzerinden Tahran’a ulaştığını ve bu yanıtın incelendiğini bildirdi.
Washington’ın İran’ın tartışmalı nükleer programını görüşmelerin kapsamına almak istediği, Tahran’ın ise nükleer müzakerelerin kendi belirlediği yedi koşul yerine getirilmeden başlamaması gerektiği aktarılıyor. İranlı bir yetkili, dolaylı görüşmeler sürse bile iki tarafın anlaşmaya varmasının çok düşük ihtimal olduğunu söyledi. Middle East Institute yöneticisi Alex Vatanka da diplomasi için hareket alanının daraldığını belirtti.
Diplomatik belirsizliğin arkasında ekonomik baskı da bulunuyor. ABD ablukası İran’ın temel gelir kaynaklarından petrol ihracatını keserken, yıllar süren yaptırımlar ve artan hayat pahalılığı halk üzerindeki yükü artırdı. İran yönetimi, uzun süreli bir çatışmanın ekonominin yanı sıra iç siyasi istikrarı da zorlayabileceğini hesaba katıyor.
Trump, TIME dergisine verdiği röportajda, Tahran ile Washington’ın tatmin edici bir anlaşmaya ulaşamaması durumunda ABD’nin ara seçimlerden sonra askerî harekâtı yeniden başlatabileceğini söyledi. CBS News’in 1 Ekim tarihli haberinde de Trump’ın İran’la kalıcı barışın mümkün olduğuna inanmadığını ve yeni saldırı ihtimalini açık bıraktığını aktardı. Aynı gün ABD’li bir yetkili, 7 binden fazla denizci ile 2 bin deniz piyadesi taşıyan üç geminin Orta Doğu’ya ilerlediğini söyledi.
Bu deniz gücünün ekim sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunabileceği bir tablo yaratabileceği belirtildi. Böyle bir yığınak, askerî baskının sürdüğünü gösterse de tek başına yeni saldırı kararı alındığı anlamına gelmiyor. İran’ın tehditleri ile ABD’nin seçenekleri bu nedenle karşılıklı mesajlaşma ve risk hesabı içinde değerlendiriliyor.
Trump aynı gün yaptığı açıklamada İran’ın “teslim olmaya hazır” olduğunu ve savaşın hızla sona ereceğini savundu. Daha önceki değerlendirmesinde savaşın altı ila sekiz hafta sürmesini beklediğini, ancak İran’ın nükleer kapasitesinin imha edildiğini ileri sürerek harekâtı sürdürdüğünü söyledi. Bu açıklamalar, Washington’ın askerî hedefleri ile Tahran’ın saldırı algısı arasındaki farkın hâlâ kapanmadığını gösteriyor.
Reuters’ın değerlendirmesine göre çatışma binlerce sivilin ölümüne, İran’ın askerî kapasitesinin zayıflamasına ve kırılgan ekonominin daha fazla zarar görmesine yol açtı. ABD açısından ise savaş, Trump’ın değişen hedeflerini tam olarak gerçekleştiremezken Pentagon’un füze stoklarını da tüketti. Her iki tarafın maliyet hesabı, yeni bir saldırı kararının yalnızca askerî sonuçlarla sınırlı kalmayacağını ortaya koyuyor.
İran ve müttefikleri, Washington üzerindeki maliyeti artırmak için çatışmayı bölgeye yaymaya çalıştı. Hürmüz Boğazı’ndaki petrol akışının aksaması küresel enerji piyasalarını etkilerken, Yemen’deki Husilerin Babülmendep yönündeki ilerleyişi Kızıldeniz’in güney girişinde ikinci bir baskı noktası oluşturdu. İran’ın Körfez’deki ABD ortaklarına yönelik insansız hava aracı ve füze saldırıları, bu riskin yalnızca söylem düzeyinde kalmadığını gösterdi.
Husilerin Suudi çıkarlarını hedef alması ve Babülmendep çevresindeki faaliyetleri, enerji taşımacılığında alternatif güzergâh arayışlarını güçlendirdi. Bölgedeki gelişmelerin ticaret, sigorta ve yakıt fiyatları üzerinde yeni baskı yaratmasından endişe ediliyor. İran’daki karar alıcılar ise askerî baskı ile ekonomik kısıtlamaların birlikte uzamasının rejimin sürdürülebilirliği açısından giderek daha zor hâle geldiğini değerlendiriyor.
Institute for the Study of War, 1 Ekim’de İran lideri Mojtaba Hamaney’e yakın üst düzey bir heyetin Güney Lübnan’ı ziyaret ettiğini de bildirdi. Heyette Devrim Muhafızları subayı Tuğgeneral Hüseyin Yekta ile din adamı Alireza Panahian’ın bulunduğu, ziyaretin Hizbullah’ın askerî kapasitesini yeniden kurmaya çalıştığı bir döneme denk geldiği belirtildi. Bu temas, Tahran’ın bölgedeki müttefik ağını yalnızca açıklamalarla değil, siyasi ve örgütsel temaslarla da canlı tutmaya çalıştığı şeklinde yorumlandı.
Ekonomik baskı, İran liderliğinde yeni bir toplumsal huzursuzluk dalgası korkusunu da besliyor. Eski bir reformcu yetkili, kötüleşen ekonomik koşulların ocak ayında ülke çapında protestoları tetiklediğini ve yönetimin benzer bir hareketin tekrarlanmasından endişe ettiğini söyledi. Yetkililer protestoları bastırdı; ancak savaş baskısı ile iç huzursuzluğun aynı anda büyümesi yönetimin meşruiyeti için ciddi bir sınav oluşturuyor.
İran makamları, ocak ayındaki olayların yıl dönümü yaklaşırken denetimleri sıkılaştırdı ve destekçileri gece toplantılarına dönmeye çağırdı. İnsan hakları kuruluşları savaş döneminde muhaliflere yönelik baskının arttığını bildiriyor. Uluslararası Af Örgütü, mayıs ayında çatışmaların başlamasından bu yana 6 binden fazla kişinin tutuklandığını açıklarken, Birleşmiş Milletler soruşturmacılarının eylül raporu kitlesel gözaltı, işkence ve idam cezasının daha fazla kullanılmasına ilişkin bulgular içerdi.
Bu tablo, İran’ın olası yeni bir saldırıya verilecek karşılığı yalnızca dış tehditlere göre belirlemediğini ortaya koyuyor. Yönetim bir yandan ABD’nin askerî baskısını caydırmaya, diğer yandan ablukanın ve yaptırımların ekonomide yaratacağı sonuçları sınırlamaya çalışıyor. Diplomasi başarısız olur ve saldırılar yeniden başlarsa, daha geniş bir karşılık seçeneği bölgesel güvenlik ile enerji akışları üzerindeki belirsizliği artırabilir.