6.607 kişinin verilerini inceleyen araştırma, kadınların otoimmün belirtiler için psikiyatrik veya psikosomatik yanlış tanı bildirme ve uzun tanı süresi yaşama olasılığının daha yüksek olduğunu gösterdi.
Yeni bir uluslararası araştırma, otoimmün tanı sürecinde kadınların belirtilerinin psikiyatrik ya da psikosomatik nedenlere bağlandığını erkeklere göre daha sık bildirdiğini ortaya koydu. Çalışmada 6.607 otoimmün hastalık hastasının kendi tanı deneyimleri incelendi. Bulgular, cinsiyetler arasındaki farkın yalnızca ilk değerlendirmede değil, doğru tanıya ulaşma süresinde ve başvurulan sağlık görüşmelerinin sayısında da görüldüğünü gösterdi.
Katılımcıların bildirimlerine göre kadınların yüzde 43’ü, otoimmün belirtilerinin daha önce psikiyatrik bir nedene bağlandığını söyledi. Erkeklerde aynı oran yüzde 33 olarak kaydedildi. Araştırmacılar yaş, hastalık grubu, yaşanılan kıta ve hane gelirini hesaba kattıktan sonra da kadınların psikiyatrik yanlış tanı bildirme olasılığının daha yüksek olduğunu hesapladı.
Psikosomatik yanlış tanı bildiriminde fark daha da belirgindi. Fiziksel belirtilerin stres ya da başka psikolojik etkenlerle ortaya çıktığının veya kötüleştiğinin söylendiğini belirten kadınların oranı yüzde 34, erkeklerin oranı ise yüzde 22 oldu. İstatistiksel modelde kadınların psikiyatrik yanlış tanı bildirme olasılığı erkeklere göre yaklaşık yüzde 46, psikosomatik yanlış tanı bildirme olasılığı yaklaşık yüzde 74 daha yüksek bulundu.
Bu sonuçlar, otoimmün hastalığı olan her kadının yanlış tanı aldığı anlamına gelmiyor. Veriler hastaların geriye dönük olarak aktardığı deneyimlere dayanıyor ve araştırma, hekimlerin belirli bir hastayı hangi gerekçeyle değerlendirdiğini doğrudan gözlemlemiyor. Bu nedenle oranlar, klinik kayıtlardan çıkarılmış kesin yanlış tanı sıklıkları olarak değil, hastaların tanı yolculuğuna ilişkin bildirimleri olarak ele alındı.
Araştırmanın ikinci önemli bulgusu, belirtilerin başlaması ile otoimmün tanının konması arasındaki sürede ortaya çıktı. Erkeklerde en sık bildirilen süre üç aydan kısa iken kadınlarda en sık bildirilen aralık bir ile iki yıl oldu. Bir yıl içinde tanı aldığını bildiren erkeklerin oranı yüzde 49,7, kadınların oranı yüzde 39,7 olarak hesaplandı.
Dört yıl veya daha uzun süren bekleme döneminde de kadınların payı daha yüksekti. Bu gruba kadınların yüzde 31,8’i, erkeklerin yüzde 25,5’i girdi. Orta uzunluktaki, bir ile dört yıl arasındaki gecikme kategorisinde fark daha sınırlı kaldı; araştırmacılar uzun gecikme kategorilerinde kadınların belirgin biçimde daha fazla temsil edildiğini belirtti.
Uzun tanı süresi, hastaların daha çok sağlık görüşmesine gitmesiyle birlikte görüldü. Çalışmadaki sonuçlar, kadınların belirtilerinin sürmesine, değişmesine veya birden fazla vücut sistemini ilgilendirmesine rağmen açıklamanın gecikebildiğine işaret ediyor. Ancak çalışma, gecikmenin her bir hasta için hangi klinik karardan kaynaklandığını ayırt edecek şekilde tasarlanmadı.
Otoimmün hastalıklar, bağışıklık sisteminin vücudun kendi dokularına yönelmesiyle oluşan çok farklı hastalık gruplarını kapsıyor. Yorgunluk, ağrı, uyku bozukluğu veya düşük duygu durumu gibi belirtiler genel toplumda da sık görülebildiği için ilk aşamada ayırt edilmeleri zorlaşabiliyor. Belirtilerin zaman içinde değişmesi ve birden fazla organı etkilemesi de tanı sürecini karmaşıklaştırabiliyor.
Çalışmadaki kadın katılımcıların yaklaşık dörtte birinde otoimmün tiroit hastalığı bulunuyordu. Kadınların yaklaşık yedide biri sistemik lupus bildirdi. Erkek katılımcılarda romatoid artrit, vaskülit ve antifosfolipid sendromu daha sık bildirilen hastalık grupları arasında yer aldı.
Fark yalnızca psikolojik açıklamalarda ortaya çıkmadı. Başka bir fiziksel hastalıkla yanlış tanı konduğunu bildiren erkeklerin oranı yüzde 48, kadınların oranı yüzde 44 oldu. Bu karşıt yönlü sonuç, otoimmün hastalıkların genel olarak zor tanınabildiğini ve cinsiyet farkının yanlış tanının her türünde aynı biçimde oluşmadığını gösteriyor.
Araştırma, yalnızca sağlık dosyalarındaki tanı kodlarına bakmak yerine hastalara belirtilerinin ne zaman başladığını, kaç görüşme yaptıklarını ve otoimmün tanıdan önce hangi açıklamalarla karşılaştıklarını sordu. Hasta temsilcileri, yardım kuruluşları ve klinisyenler araştırmanın tasarımına katkı verdi. Böylece dosyalarda çoğu zaman yer almayan, hastanın tanı sürecini nasıl yaşadığına ilişkin bilgiler çalışmaya dahil edildi.
Bu yöntem, sonuçların önemli bir gücünü oluştururken aynı zamanda bir sınırlılık da getiriyor. Katılımcılar yaşadıkları olayları hatırlayarak bildirdiği için hatırlama yanlılığı görülebilir. Ayrıca araştırmaya katılan kişiler, otoimmün hastalığı olan herkesin veya farklı sağlık sistemlerindeki tüm hastaların ortalamasını temsil etmeyebilir.
Çalışma kesitsel olduğu için kadınların daha fazla yanlış tanı bildirmesine yol açan tek bir mekanizmayı kanıtlamıyor. Araştırmacılar, hastalık türü, coğrafya, ekonomik durum ve tanıya erişim gibi etkenlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bulgular ayrıca psikiyatrik bir tanının hiçbir zaman doğru olamayacağı sonucunu da taşımıyor; aynı kişide otoimmün ve psikiyatrik durumların birlikte bulunabileceği araştırma ekibinin açıklamalarında özellikle belirtildi.
Araştırma ekibi, fiziksel belirtiler kalıcılaştığında, farklılaştığında veya birden fazla sistemi ilgilendirdiğinde açıklamanın erken kesinleştirilmemesinin tanı süreci açısından önemli olduğunu ifade etti. Bu değerlendirme, belirli bir kişi için tanı veya tedavi önerisi yerine, çalışmada gözlenen tanı deneyimlerinin sağlık hizmetlerindeki olası yansımalarını anlatıyor. Yeni çalışmanın bir sonraki aşamasında, bu sayıların arkasındaki hasta ve klinisyen deneyimlerinin daha ayrıntılı incelenmesi planlanıyor.
Sonuçların temel mesajı, otoimmün hastalıklarda tanı gecikmesinin cinsiyetler arasında eşit dağılmayabileceği yönünde. Kadınların psikiyatrik ve psikosomatik yanlış tanı bildirimleri ile uzun bekleme süreleri daha yüksek olsa da veriler neden-sonuç ilişkisini tek başına açıklamıyor. Bu nedenle çalışma, klinik uygulama için kesin bir kuraldan çok, tanı yolculuğundaki eşitsizliklerin ölçülmesi gereken bir araştırma bulgusu sunuyor.